Irak yönetimi ile Beşika kampı kapışması... Sözde “müttefiklerimizle”, “Hem Musul operasyonunda, hem masada olacağız” restleşmesi... Nihayetinde Beşika kavgasının bir miktar yatışması, Musul operasyonunda “hava unsurlarımızın” yer alacağı müjdesi...

Hep gördük ki; Ne kadar yüksek perdeden bağırılıp, meydan okunuyorsa, gerisinde yine “aldatılma” ve yine daha büyük bir pazarlık var.

-Beşika'da Aynı Filim-
Hafızayı beşerimiz nisyan ile malûl ya; Önce şu Beşika meselesini özetleyelim.

Orada bir kampımız olduğunu, Peşmergeleri eğittiğimizi ilk geçen yıl sonunda buradaki birliğimizin görev değişimi ve Irak yönetiminin buna tepkisiyle öğrendik.

Aralık başıydı. Irak Başbakanı Haydar el İbadi, Türkiye'nin Musul yakınlarındaki Başika bölgesine asker sevk ettiğini, bunlar 48 saat içinde çekilmezse konuyu BM Güvenlik Konseyi'ne götüreceklerini belirtip, “Türkiye'nin bu adımla, Irak'ın egemenliğini ciddi bir şekilde ihlâl ettiğini” söyledi. Irak'ın çeşitli bölgelerinde Türkiye'ye yönelik protestolar başladı.

Tartışmalar üzerine bir Türk güvenlik yetkilisi Reuters'a, “Bu askerlerin daha önceden Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nde bulunduğunu ve Musul'a zırhlı araçlar eşliğinde karayoluyla gittiğini” açıkladı.

ABD'li yetkililer de intikal konusunda bilgilerinin bulunduğunu, ancak bunun ABD liderliğindeki IŞİD karşıtı koalisyon güçlerinin faaliyetlerinin bir parçası olmadığını duyurdu.

İki gün sonraydı; Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, Irak Başbakanı İbadi'ye bir mektup gönderdi. Davutoğlu mektubunda, Irak'ın toprak bütünlüğünü yıpratacak herhangi bir atım atılmayacağını, IŞİD'le mücadele için Irak hükümetiyle olan işbirliğini derinleştireceklerini anlatıp, “Irak hükümetinin hassasiyetleri giderilinceye kadar Beşika'ya kuvvet intikali gerçekleştirilmeyeceğini” bildirdi.

Kısacası, Musul'a asker sevkiyatını durdurduk!..

Mektuptan 3 gün sonra Davutoğlu, Beşika gerilimini gidermek amacıyla MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu'nu Bağdat'a gönderdi.

Aynı gün Barzani Ankara'ya gelip, Erdoğan ve Davutoğlu'yla görüştü. Gündemlerinde, “IŞİD'e komşu olmamak için Erbil'in güçlendirilmesi, Ankara-Erbil arasındaki ekonomik ilişkiler ve Barzani'nin gaz ihracatı”nın yanısıra, “Uzun zamandır sekteye uğrayan 'çözüm süreci' konusunda diyalog” vardı.

Geçen yıl ki Beşika tartışmalarında Erdoğan konuşmadı mı? Konuşmaz olur mu; “Oraya giden askerlerimiz, muharip olarak gitmemiştir, eğitimci olarak gitmiştir. Şu anda orada, gerek Beşika'da, gerek diğer kamp yerindeki yaptıkları iş, eğitimdir. Tabii bu eğitimi veren askerlerimizin, eğitimi verdikleri Peşmerge sayısına, miktarına göre de bu sayı çoğaltılır veya azaltılır. Bunu, geri çekmek gibi bir şey şu an için söz konusu değil” dedi.

Erdoğan'ın bu sözlerinden 4 gün kadar sonraydı; “Beşika Kampı'nda bulunan askerlerimizin bir kısmının yeni bir düzenleme kapsamında çekildiği” bildirilirken, Başbakan Davutoğlu şöyle konuştu:

“Askeri gereklilik ne ise onu yaptık. Birliğimiz orada olmaya devam edecek. Bazen tahkim, bazen tanzim yapılır. Irak hükümetiyle her türlü işbirliğini yapmaya hazırız.”

Neticede Başbakanlık'tan da, “Türk yetkililerin Irak Başbakanı Haydar İbadi, Dışişleri Bakanı İbrahim Caferi ve Savunma Bakanı Halit el Ubeydi ile görüşmesi sonrası Irak'la anlaşmaya varıldığı” açıklaması geldi.

Lâkin Irak hükümeti, BM Güvenlik Konseyi'ne Türkiye'yi şikâyet hazırlıklarını sürdürürken, ABD de en üst düzeyde tartışmaya dahil oldu. Başkan Yardımcısı Joe Biden, “Türk askerlerinin Irak topraklarına Bağdat'ın rızası alınmadan girdiğini” belirtip, “Beşika'daki Türk askerlerinin bir an önce bölgeden çekilmesi gerektiğini” söyledi.

Ve tam da o günlerde IŞİD Beşika Kampı'na saldırdı!..

Şu ana kadar aktardıklarımız, son 15 gündür yaşanan ve söylenenlerin bire bir aynısı değil mi?

Beşika konusunu, geçen yılki tartışmaların nasıl bittiğiyle kapatalım:

Ocak ayına gelinmişti. ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden Davos'ta Irak Başbakanı İbadi'yle Başika Kampı konusunu görüştü. Oradan Türkiye'ye geldi. 23 Ocak'tı; Biden-Davutoğlu görüşmesinden sonra Başbakanlık, “ABD ile Beşika Kampı konusunda anlaşma sağladığımızı” müjdeledi!..

Konuyla ilgili olarak Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada da, Biden ve İbadi'nin Davos'ta biraraya geldiği hatırlatılıp, “ABD Başkan Yardımcısı, Kuzey Irak’a Türk askeri konuşlandırılmasından doğan endişelerin giderilmesi için Irak ve Türkiye arasındaki diyalogun sürmesine destek verdiğini belirtti; ABD’nin Irak’ın toprak bütünlüğü ve egemenliğine saygısını yineledi” denildi.

9 ay önce anlaşma sağlanan bir konuda, ne oldu da bize bugün aynı filmi seyrettiriyorlar? Veya şöyle soralım; ABD, geçen yıl Beşika üzerinden ne istedi, ne aldı ve de bugün ne istiyor? Anlaşılan, yeni bir “altın yumurtlayan tavuk” bulmuşlar!..

-ABD'nin İki Bileziği; PKK ve PYD-

Kimin eli, kimin cebinde belli değil. Ama şu kesin; ABD, Suriye'de PYD'yi, Musul'da PKK'yı Türkiye'ye kabul ettirme peşinde.

IŞİD karşıtı koalisyonun ana üssü ülkemizde, yani İncirlik'te olduğu halde, Türkiye'yi Musul operasyonu konusunda devre dışı bırakmak, sonra lütfen hava operasyonlarına izin vermek ve yine lütfen Fransa'daki toplantıya çağırmak... Besbelli pazarlık kirli ve büyük.

Ya, Musul'daki IŞİD teröristlerinin bir kanal açılıp, Suriye'ye, özellikle Rakka'ya taşındığı iddiaları?

Acaba bu senaryonun devamı, Peşmerge ve kılık değiştirmiş PKK'nın, Musul'u IŞİD'den “kahramanca” kurtarması, Musul'un da “Kürdistan” bölgesine dahil edilmesi, nihayetinde Peşmerge-PKK'nın, ABD-İsrail'in bölgedeki resmi “vekalet ordusu” haline gelmesi midir?

Ve “Kıyamet savaşı Musul'da değil de Rakka'da mı yaşanacak?” diye sorup, PYD ve ABD Savunma Bakanı Ashton Carter'ın Cuma günkü Türkiye ziyaretine geçelim.

Erdoğan geçen ay BM Zirvesi için gittiği New York'ta, ABD Başkan Yardımcısı Biden'a, ABD'nin PYD'yi silah yardımı yapmasından yakınırken, bu Bay Carter, ABD Genelkurmay Başkanı Dunford'la birlikte Senato Silahlı Hizmetler Komitesi'nde, “Suriyeli Kürtlere silah verdiklerini ve desteklemeye devam edeceklerini” anlatıyor, Genelkurmay Başkanımız Hulusi Akar'ın “arkadaşı” Dunford da, PYD-YPG'lilerden oluşan Demokratik Suriye Güçleri (DSG)'nin karadaki en güçlü müttefikleri olduğunu belirtip, şunları söylüyordu:

“Demokratik Suriye Güçleri ve Türk müttefiklerimizle ilişkilerimiz arasında denge kurmak oldukça zor... Demokratik Suriye Güçleri’ne takviye yapılması, Rakka’da terör örgütü IŞİD’e karşı yapılacak operasyonlardaki başarı ihtimalimizi arttıracaktır.”

Malûm Genelkurmay Başkanımız ABD'de... “Arkadaşı” Dunford Pazar günü, sivil olarak Büyükelçiliğimizde ona “nezaket” ziyaretinde bulundu... 2 saat başbaşa görüştüler... Ve Savunma Bakanı Carter'ın Türkiye'ye geleceği açıklandı.

Bu ziyaretin hikmet-i sebebi ne? Cevabı, Carter'ın dün bağımsız medya kuruluşu Frontline'a verdiği demeçteki şu ifadeler olabilir mi?

Carter, “Suriye’de IŞİD’e karşı desteklediğimiz gruplardan birinin, Türkiye’ye terör eylemleri yapan bir grupla kesinlikle siyasi bağlantısı var” itirafında bulunduktan sonra dedi ki;

“Türklere açık olarak, ‘Sizinle çalışsak bile PYD, IŞİD’i yenmek için yakın bir müttefikimizdir’ diyoruz... IŞİD’in Suriye’deki kalesi Rakka’yı da Kürtler ve Araplarla alacağız.”

Ne tesadüf, Erdoğan da dün Yükseköğretim Akademik Yılı açılış töreninde, El Bab'a inileceğini açıklarken, şunları söyledi:

“Münbiç’le ilgili de koalisyon güçlerine şunu söyledik; Orada PYD ve YPG gibi terör örgütleri olmayacak, çünkü orası yüzde 95 itibarıyla Araplarındır, dolayısıyla PYD ve YPG doğuya gidecek, Münbiç’i boşaltacak. Dün itibarıyla Amerikalı dostlar dediler ki, ‘Tamam, siz de bize yardımcı olun'. Biz dedik, ‘baştan beri söylüyoruz zaten, yeter ki bizim bu tekliflerimize evet deyin, çünkü bu işi biz biliriz bu bölgede, sizler buraya yabancısınız, sizler bilmezsiniz, buranın tarihini de, her şeyini de biz iyi biliriz.’ Ve şu anda burada da mutabıkız. ‘Rakka’da ne yapacağız’ dediler. Onlara dedik ki, ‘gelin beraber eğer burada da bir operasyon yapacağız diyorsanız, ki Rakka biliyorsunuz DEAŞ’ın merkezidir, biz Rakka’da da sizlerle beraber bu operasyonu yaparız, gerekirse oradan da bu DEAŞ boşaltılıp gider'. Şimdi bunun da görüşmeleri yapılıyor.”

Ve yine ne tesadüf dün HDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş iktidarın Musul politikasını eleştirirken, “Bu tarafına PYD'yi, bu tarafına PKK'yı alsaydınız, bu duruma düşmezdiniz” dedi.

Üç açıklama da; Türkiye-ABD arasında neyin pazarlığının yapıldığını ayan beyan ortaya koyuyor.

Türkiye şimdilik hâlâ, “PKK'yı, PYD'yi alma beni al” noktasındaymış gibi duruyor.

Erdoğan'ın sözlerinden; iki Genelkurmay Başkanı; Hulusi Akar ve Joseph Dunford arasında Rakka ve PYD pazarlığının da yapıldığı anlaşıldığına göre;

Anlaşma sağlandı da Savunma Bakanı Carter, bir kolumuza PKK, diğer kolumuza PYD bileziğini takmaya geliyor olmasın?!.

Müyesser YILDIZ
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.