Bir ihtimâl daha var, o da seçim mi dersin deyip, ağızları büzdürmek istemiyoruz. Daha ayaklarını, ellerini kaldırıp yemin etmediler. Biliyoruz canım ikisi de kaldırılmaz yemin edilirken, iyi de nereden gördünüz? Belki ayaklarını kaldırıyorlardır!

Bir, iki ve daha fazla seçim anca yeter. Yeter de Türkiye’yi yönetmek kolay mı, değil.



Herkes bir şekilde kendisinin 'önemli' olduğunu sanır. Oysa, sevgili Sevgi Soysal'ın dediği gibi, 'insanlara ancak geberme hakkı' verilir. Artık 'geberme'nin de pek bir kıymeti kalmamıştır. Ha yaşamışsın ha ölmüşsün, kimse iplemez. Ölümün bu kadar kolay kol gezdiği bir ülkede, doğru dürüst ölemezsin bile; süründürürler. Adına acı çekilmiş her saçmalık yasallığa dönüşür, "Tıpkı her şehidin sonunun yasa bentlerine, takvimin yavanlıklarına ya da sokak isimlerine varması" gibi…

İşte bu önemlilik egosu yakıp kavurur ortalığı. Egolar bu kadar şişik iken terk edilebilir mi; bu bağlamda imkânsız görünüyor.

İnsan iyi midir, yoksa kötü mü? Kalbinin derinliklerinde egoist mi yoksa yardımsever midir? Peki, insanların neredeyse tümü kendini "iyi" olarak görürken, dünyada neden bunca kötülük var? Yerleşik dünya görüşümüze karşın- günlük yaşamımızda nasıl davrandığımızı ve neden böyle olduğumuzu belirlersek: Egoist ve özgeci, çıkarcı ve fedakâr, rekabetçi ve işbirlikçi, kinci ve bağışlayıcı, uzağı göremeyen ve sorumluluk sahibi, bir yapıda yuvarlanıp duruyoruz.

 Peki, ahlaki doğamıza bu şekilde göz attığımızda toplumumuz adına nasıl bir sonuç çıkıyor? Değer ve erdem kaybı yaşayan demokrasinin ahlaki yozlaşması durdurulabilir mi? Gelecekte başkalarının sırtından geçinmeksizin nasıl tatminkâr ve mutlu bir yaşam sürebiliriz? Egoist Olmamak mümkün mü?

Kriz dönemlerinde ve yaşadığımız değer yitimlerinde sıklıkla "Yeni ahlak"a dair bir ses yükselir. İyi de, aslında nedir bu - ahlak? Kökleri nerelerdedir? Bugün insanın ahlaki doğası hakkında ne biliyoruz? Ve aslında hep olmak istesek de, neden hepimiz iyi insan olamıyoruz? (Richard David)

'Ateşli' biriyle karşı karşıya gelirseniz, diyor Cioran,  emin olun ki sonunda kurbanı olursunuz. Kendi doğrularına inananlar –insanların hafızasında iz bırakan yegâne kimseler– arkalarında cesetlerle dolu bir yeryüzü bırakırlar.

Yok edici bir hırsın, şişirilmiş, şişmiş doymak bilmez egoların insanları götüreceği felaketleri sorgulamak gerekir. 'İnsanlık önüne çözümleyebileceği sorunları koyar'sa, bir araya gelip değişimi, nesnelikten kurtulup özneliği sağlayabilir.

Atmosferi bu kadar kirletilmiş bir dünyada, böylesine umutsuzluk soluyan bir ülkede herkesin ayaklarına kapanıyorum, belki kulakları ayaklarındadır diye ve sesleniyorum: "Hayvanlar, kuşlar, balıklar da doyurmaz sizi/ İlle de insan yiyeceksiniz." Vazgeçin bundan!

Üstelik bir ihtimâl daha var, o da ölmek mi dersin şarkısı kulaklarımızı sabah akşam yalayıp duruyor. İhtimâl ki, bir ihtilâl daha var!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.