AKP iktidarı, içte ve dışta karşıtlık yaratma temelinde siyaset üreten bir dönem olarak anılacak. Öyle ki tam olarak kendine benzetemediği her devlet kurumunun hemen yanına benzerini koydu. İnsani yardım kuruluşunda bile bunu yaptı. 
Toplumda yarattığı karşıtlık ise önümüzdeki dönemin en önemli restorasyon konularından biri. İnançlara dayalı farklılıklardan mesleklere yönelik çatışmalara kadar gerilmedik yanımız kalmadı. 
Erdoğan, bu yöntemi özellikle kendi tabanını bir arada tutmak için çok sık kullandı. Gezi Direnişi sırasında söylediği, “ben evdeki yüzde 50’yi zor tutuyorum” sözü takındığı tutumun tek cümleye indirgenmiş anlatımlarından biriydi. 
Cumhurbaşkanlığına başbakanlıktan geçen Özal ve Demirel’in siyasi yaşamı“cumhurbaşkanlığı öncesi ve Köşk süreci” diye ikiye ayrılır. Zira o koltuğa oturan devletin başında olduğunu, tüm Türkiye’yi temsil ettiğini hep göz önünde tutar. Erdoğan ise tam tersini yaptı. Eline geçen gücün daha yükseğini düşünüp bunu tek adam yönetimine, yani başkanlık sistemine çevirmek istedi.

***

Bir kez daha vurgulamak gerekirse, 7 Haziran genel seçiminin en önemli sonucu, Erdoğan’ın AKP’yi arkasına alıp Türkiye’yi sürüklediği bu belirsizlikten kurtarmasıdır. Erdoğan’ın tek adam olma hevesi sandığa gömülmüştür. 
Halkımız bu kez sarraf terazisinde sağduyu tartıp, 4 partiyi birbirine muhtaç hale getirmiştir. 
AKP’ye “Yok öyle tek başına iş pişirmek, bu kadarı yeter” demiştir. 
CHP’ye, “Bize, hedeflerini, vaatlerini tek başına gerçekleştirecek ölçüde güven vermedin” demiştir. 
HDP’ye, “Türkiye partisi olma hedefini önemsiyorum” demiştir. 
MHP’ye, “HDP ile milletvekili sayını eşitledik, siz kardeşsiniz” demiştir. 
Parlamentoya, “Kurumsal kimliğine sahip çık. Anahtarı tekrar sana veriyorum, ona buna kaptırma” demiştir. 
Tüm siyaset üreten kişilere de “Artık kutuplaşmadan kucaklaşmaya geçin. Her biriniz birbirinizle varsınız. Ötekileştirmeyi de bir tarafa bırakın” demiştir.

***

Bütün bunlardan sonra şunu söyleyebiliriz: 
Gerçek çözüm sürecini halk başlatmıştır. 
AKP, iktirada gelişinin ilk yıllarında her şeye demokrasi ve özgürlükler perceresinden baktığı izlenimini vermiştir. Gerçekte ise ülkenin tüm sorunlarını çözmek değil, kullanmak için siyaset üretmiştir. 
Pek çok konudaki görüşü, “seçimden önce ve seçimden sonra” olmak üzere ikiye ayrılıyordu. Halk şimdi parlamentoya soktuğu 4 partiden çözüm beklemektedir. 
İktidarını “korku imparatorluğu” kurarak pekiştirmeye girişen AKP, bu kez “ben yoksam kaos olur” korkusunu yerleştirmeye çalışıyor. Bu durum her şeyden önce AKP’nin demokrasiye inançsızlığının göstergesidir. 
AKP’siz bir iktidar Türkiye’nin dengelerini yeniden rayına oturtacaktır. 
İlk bakışta çileli ve zor gibi görünen bu yola girmemenin sorumluluğu, girmekten daha büyüktür. 
Zira çok daha zorunu halk başarmıştır; ülkeyi diktatörlüğe giden yoldan çevirmiştir. 
Devamını getirmek siyasetin görevidir. 
Siyasi partiler sadece yaptıklarından değil, yapmadıklarından da sorumludur.

 10 Haziran 2015 Çarşamba  - Cumhuriyet Gazetesi

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.