Sorun var da görmezden gelirseniz umursamaz, vurdumduymaz olursunuz. Her şeyi sorun olarak görürseniz de aşırı kontrol manyağı, paranoyak… Oysaki hayat korktuğunuzdan daha kolay, sandığınızdan daha zordur.  Sistemin kötüleştirdiği, vahşileştirdiği tipleri siz tedavi edemezsiniz, bu büyük boyutlu bir iştir ve bireysel güç bunun karşısında yetersiz kalabilir. Dayanışmacı bir özlem, huzur ancak kimsenin var olmamasıyla sağlanabilir belki yeryüzünde!

“Entelektüeller alelâde insanlar ya da sıradan okumuşlar gibi maddi kazançla ilgilenmezler. Şahsi çıkar peşinde koşmak, ikbal ve mevki gayreti içinde olmak onların işi değildir. Onlar siyasal iktidarın yakını olmak için el etek öpmezler. Güçlünün uydusu değil, zayıfın savunucusudurlar. Zengin sofralarından yemlenmek için şaklabanlık yaparak kralın soytarısı rolüne soyunmazlar ... Siyasal iktidarın kusurlarını, otoriteyi kötüye kullanmasını kınarlar ve bunu topluma haykırırlar. Onlar, iktidarın hizmetlisi değildir. ...Onlar satılık değildir, kalemlerini de ödünç vermezler.”(E.Said)

General Tağmaçlarsak, “Toplumsal gelişme iktisadi gelişmeyi aştı.” Tercüme edilince ortaya çıkan şu: "Toplumun talepleri bizim onu karşılayamayacağımız kadar çeşitli ve zengin. Bizim onlara aktaracağımız bu kadar kaynak yok.” (www.bianet.org) İpin ucu taa o zamandan beri kopuk, yani yetmişlerden bu yana… Bugün çektiğimiz sıkıntılar da orada, ortada düğümleniveriyor. Hayat niye zorlaşıyor, gitgide korkutucu hal alıyor, hepsi kaynakların kullanımı, bunu kime aktaracağınızla yakından ilintili. Kayan bir zeminde ekonomik, ruhsal ve fiziksel sağlığı korumak pek de mümkün olmuyor. Kayıplar her gün artıyor. Tutunacak dallar yok; kırık bir ülkede yaşıyoruz artık.

Adalet sarayları yapılır ama  uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Her binayı, her yapıyı şaşaalı şekilde değerlendirmek, orayı hukukun hakkıyla gerçekleştirdiği yere çevirmiyor maalesef.

Adalet kitle için yerine getirilir. Kitle ancak böylece huzur bulabilir. Adalet yoksa kitle de yoktur. Oradan buradan okuyup görüp, ‘demokratik’ tepkisini koyanlar, internette kendi ‘sanal’ dünyalarını enformatik bombardımana tutanlar, yazılı ve görsel medyanın yerine internet medyası oluşturanlar; haber hakkının karmaşıklaşmasına yol açabileceği gibi, bilgi edinme hakkını da gözler önüne serme işlevi görüyor.  Tahrik ve tahriş olanlar yanında, balon ve gırgır yapmaya çalışanlar olduğu gibi fısıltının süzülerek su yüzüne çıkması, bu da mı varmış dedirtme noktasına taşıyor.

Bu üçlü eğilim adaleti sıkıştırırken, dünya artık her şeyin çorba malzemesi olduğu bir alana dönüşüveriyor. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu hatırlayabilmek artık mümkün değil.

Huzuru ve adaleti yitirince içinde pek bir şey kalmıyor insanın. “Suçu önlemek için suçluyu yakalamanın, adaleti sağlamak için yasayı uygulamanın hiçbir işe yaramadığını karşılaştığım yüzlerce olayda bire bir yaşayarak öğrendim. Keşke öğrenmemiş olsaydım diyorum çoğu zaman, keşke yalan da olsa dünyada adalet diye bir şeyin var olduğuna inanabilseydim. Çünkü insan denen bu tuhaf yaratığı kötülükten uzak tutacak ne bir güç var, ne de bir yasa.”(Ahmet Ümit-Kavim, Doğan Kitapçılık yay.)

Adalet herkesin yeterince yiyeceğinin olmasını gerektirdiği gibi, paylaşım savaşlarına da yol açar. Ülkede her şey pahalıdır. Politikasından adaletine kadar…Vicdanlar sızlar durur.  Paranın vahşi kokusu her yerde hüküm sürer.

 ‘Adalet.. mi?..’ diye sorarbir yazısında Hıncal Uluç ve ‘bu işte çok para döndüğünü’ anlatır:

“TEK delikanlı oğlunuzu öldüren adamı affeder misiniz?.. Türkiye'de adalet vicdanları sızlatmaya devam ediyor..

Bir yanda isimsiz bir zavallı baba..Öte yanda bir ünlünün oğlu sanık.. Baba iki sene sonra mahkemeye dilekçe verip, davadan vazgeçtiğini söylüyor… Para mı aldı?.. Tehdit mi var?.. Akla hemen bunlar geliyor.. Çünkü dilekçede yazana bakar mısınız?..

"Gerek harici, gerek maddi delil olarak yaptığımız araştırmada sanıklardan S.A.nın ölümle sonuçlanan olayda hiçbir eylem ve alakası olmadığı tarafımızdan tespit edilmiştir."

Vay anasını sayın seyirciler.. Fakir baba, dedektif  Colombo'yu kiralamış meğer ve bu kesin sonucu almış, soruşturma sonucu.. Devletin yapamadığını yapmış. Böyle bir dilekçeyi karşı taraf avukatı yazmaya utanırdı, savcı 30 yıl isterken..

Baba, ‘Artık uğraşmaktan yoruldum. Bu işte çok para dönüyor’ demiş.

Bu arada ünlünün oğlu delikanlı hâlâ firarda.. Polis iki yıldır izini bulamadı..

Bu ülkede adalet vicdanları sızlatmaya devam ediyor.”

 

Paylaşım savaşları daha sürüyor, sürecek.  Herkesin yiyeceği olana kadar ve herkesin yiyeceğin üretimine katkıda bulunana kadar…

Üretmezsek birbirimizi yemek zorunda kalıyoruz çünkü. Vahşet şölenlerinde yemlenmekten vazgeçin! 

---0---

pavyon    Fr. pavillon 

a. 1. Bir kuruluşun, bir kurumun, bir bahçe içindeki yapılarından her biri: Gölün karşı yanında kalan büyük pavyonların gölgeleri, gittikçe kendilerine doğru uzanıyordu. -N. Cumalı. 2. Bir fuarda ürünleri bağımsız sergileme yeri. 3. Geceleri geç vakte kadar açık, içkili eğlence yeri. (Güncel Türkçe Sözlük )

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.