Yusuf Yavuz

Erken ortaçağın Benediken Manastırı, ibadet ve çalışma sürelerini belirleyerek, modern Avrupa’nın zaman ölçümü ve zaman disiplinini kurdu. Bir tür zamanölçer olan saatin de ilk ortaya çıkışının yine aynı dönemlere denk gelmesi ve dönemin neredeyse tek otoritesi olan kilise kurumu tarafından gündelik yaşama sokulması da bir tesadüf değildir.

Türkler’in zaman kavramının önemini yeterince algılamadığı iddia edilse de, Fatih’in, 1477’de Venedik’ten mekanik saatler yapan ustalar istediği söylenir. Batılılaşmanın bir göstergesi olarak, Batı tarzı kentleşmenin sıkça tartışıldığı ve Batı kentlerinde olanın kopyalanmasının neredeyse bir “kural” olduğu dönemlerde en çok saat kuleleri dikilmiştir. Kervansaray, külliye ve hamam inşa etmenin yanında “saat kulesi dikmek” de son dönem Osmanlı yöneticileri arasında bir gelenek halini almıştır. Başta İstanbul’da olmak üzere, İzmir, Antalya, Burdur, Çorum, Adana gibi kentlerde bir dönemin sembolleri olan saat kuleleri, aynı zamanda buluşma yeri olarak ve Sülün Osman sayesinde adları dolandırıcılıkla da anılır olmuştur.

Zaman kavramının Avrupalılar’a göre Türkler’den farklı bir anlamı olduğu, en çok Avrupalı seyyahlarca dillendirilmiştir. Türkler’in ve genel olarak Doğu’nun zamanı algılayışı Avrupalı seyyahları dehşete düşürür. Edmondo de Amicis, ‘İstanbul’ adlı kitabında, İstanbul ve Türklerle ilgili gözlemlerini dile getirir. “… Güneş yükselmeden önce, açık bir dükkan bulmak, bir fincan kahve içmek güçtür. Oteller, yazıhaneler, çarşılar, bankalar her şey fosur fosur uyur, top patlasa kılını kıpırdatmaz. Her gün, koca şehrin beş halkından birini sokaklarda bayramlık elbiseleriyle, vakit öldürmekten başka bir şey düşünmeden dolaşırken görürsünüz. Türkler bu sanatta ustadırlar. İki paralık bir fincan kahveyi yarım gün içebilir, mezarlık servilerinin altında kıpırdamadan beş saat oturabilirler. (…)

Gezmek arzularının bile uyanmasını istemezler. İstanbul’da bilhassa gezmeye gidilmez, bilhassa gitmek gerekseydi, Türkler gitmezlerdi, çünkü tedbil-i mekan etmek için, kalkıp belli bir yere gitmek onlara bir çeşit iş gibi görünebilir. Onlara göre, en büyük saadet zihnin ve vücudun hareketsizliğindedir. Bu bakımdan, dikkat, hareket ve seyahat isteyen sanayii durduğu yerde duramayan Hıristiyanlar’a bırakır, kendileri oturdukları yerde küçük ticaretle uğraşırlar, bunu da düşünüp taşınmadan, daha ziyade gözleriyle yaparlar.

Kanaatle yemek, çeşmeden bir bardak su içmek, ibadet etmek, vücudunu ve vicdanını rahat hissetmek ve geniş bir ufkun görüldüğü bir yerde, bir ağaç gölgesine oturup komşu kabristanların kumrularına, uzaktaki gemilere, etraftaki böceklere, gökyüzündeki bulutlara ve nargilenin dumanına bakarak, Allah’ı, ölümü, dünyanın boşluğunu, öbür dünyanın huzurunu belli belirsiz düşünerek öylece durmak: İşte keyif. Bu dünya tiyatrosunun işsiz güçsüz seyircisi olmak, işte Türk’ün büyük arzusu…” *

Türk halkının, zaman ve gündelik yaşam karşısında kendini konumlandırma biçimi ve tavrını, batılı seyyahlar kadar Türk aydınları da eleştirmiştir. Plajlarda, piknik alanlarında, otoban kenarlarında ve oksijenin odunla buluştuğu her ortamda piknik yapabilme becerisi olan halkın, aydınları ikiye bölen duruşu, neredeyse entelektüel bir krize yol açmıştır.

Batı karşısında bir türlü dikiş tutturamamanın faturasını ödemek zorunda bırakılan halkın kronik hallerinin, son zamanlarda bir reklam sloganı haline gelen ve çocuk tekerlemesine dönüşen; “eğitim şart” cümlesiyle açıklanması da, kolaycılığın sınırlarında dolaşmanın göstergesi olmuştur.

Kendi yaşam biçimine ve kültürel birikimine batı gözlüğü ile bakmanın dayanılmaz hafifliği karşısında savrulan batı dışı aydınların ortak dili olan Oryantalizmin, belki de en trajik sonucu; ‘Batı’nın ürettiği doğu bilgisine yaslanarak, batıya karşı içinde bulunduğu durumdan kurtulmaya çalışma çabasıdır.’

Tıpkı tanrılar tarafından cezalandırılan ve kocaman bir kayayı dağın tepesine doğru yuvarlamaya çalışan ünlü mitolojik kahraman “Sisyphe” efsanesi gibi…

*Kudret Emiroğlu: “Gündelik Hayatımızın Tarihi-Dost Kitabevi”

Resim: Tiziano Vecellio, Sisifo (1548-49)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.