Bazen dağlar çağırır ve gitmek gerekir demiş; büyük usta Nazım..

 

Benim için en güzel iki gün cumartesi ve pazar gelip kapıyı tıklattı. Bende ustanın sözünü dinleyip davete icabet edeyim dedim. Hafta içi arkadaşım Arif Öztürk'le (Türkiye'deki sayılı Dağcı ve Arama Kurtarmacılardan biridir) yaptığım görüşmeler sonrasında planımızı oluşturup KIZILKAYA zirvesini gerçekleştirmeye karar verdik.       

KIZILKAYA, Aladağlar'ın en yüksek zirvesi olup 3767 m görüntü olarak diğerlerinden farklıdır. Klasik rotasına (güney yüzü) karşıdan baktığınızda peri bacalarını andıran kaya setleri vardır.

Her zirve öncesi hissettiğim heyecan vardı yine içimde. 

Acaba başarabilecekmiyim? Bu sefer neleri düşünüp, hangi hesaplarımı verip, hangi hayalleri kurarak zirveye ulaşacağım?

Bu ve buna benzer sorularla, kalp çarpıntısıyla 02.07.2015 Perşembe akşamı tüm hazırlıklarımı yapıp zirve hayalleriyle uykuya daldım. Cuma günü mesaimi tamamlayıp akşam 17:30 otobüsüyle Niğde'ye doğru yola çıktım. Saat 19:00 da Niğde otogarında arkadaşımla buluşup kamp yapacağımız SOKULLUPINAR'a doğru tekeri döndürdük.

Kamp yerine vardığımızda hava kararmıştı. Çadırlarımızı kurup eşyalarımızı yerleştirdik. Farklı illerden farklı tırmanışlar için gelen arkadaşlarla kamp yerini doldurduk.

Bunca heyecanın, hazırlığın ardından karnımın acıktığını hissettim. Sokullupınar'ın demirbaşı olmazsa olmazı Veli Okçu (ki kendisi çok iyi bir aşçı ve dosttur) nun bizim için hazırladığı yemeği bir güzel mideye indirdik. (menüyü yazmıyorum canınız çekebilir :) ) 

Yemek sonrası çaylarımızı içerken hem dinlendik, hem de yarınki tırmanış planımızın (hareket saatimiz, yanımıza alacağımız malzeler neler) son şeklini vermeye çalıştık. Ta ki biz gelmeden bir gece önce yani Perşembe gecesi zirve için yola çıkıp kardan dolayı geri dönen Şahap Eryılmaz (TDF EĞİTMENİ) hocamızla konuşuncaya kadar. Arif'le ve Şahap Hocayla yaptığımız değerlendirme sonucu KIZILKAYA zirve planını ileri bir tarihe ertelemek zorunda kaldık. Deli cesaretine kapılıp zorlamanın anlamı yoktu. Kendimde çok düşünürüm, arkadaşlarla yaptığımız sohbetlerde de sıkça konusu geçer, İyi Dağcı, yada başarılı dağcı kimdir diye. Bu konuda da farklı görüşler vardır. Kimine göre bol zirve yapan, kimine göre en yüksek zirvelere çıkan.

Hepsi kendince sebeplerden bu fikirleri savunurlar. Bana göre iyi dağcı; zirveye kaç metre kalırsa kalsın geri dönme kararı alabilen dağcıdır. Zirveler dağlar yerinde duruyor. Doğru zamanda, doğru malzemelerle ve doğru ekiple bugün olmazsa bir gün mutlaka çıkılabilir.

Kızılkaya zirve hayallerini bir kenara bırakıp neler yapabiliriz diye düşünmeye başladık. Arif'le yaptığımız fikir alışverişleri sonrasında iki plan üzerinde odaklandık. Biri EZNEVİT-KARASAY diğeri İTOTURUMU tırmanışlarıydı. Ekip arkadaşım gece dinlenip sakin kafayla ertesi gün karar vermemizi önerdi. Saat 23:30'da günün yorgunluğu ve Kızılkaya'nn vermiş olduğu hüzünle çadırlarımıza çekilip uyumaya karar verdik.

Mışıl mışıl güzel bir uykunun ardından 07:00 gibi uyandım. Canım çadırdan çıkmak istemedi. Bu keyfi biraz daha uzatıp miskinlik yaptım. Arkadaşımın kalk acıktım sesiyle 08:00 gibi çadırdan çıktım. Bu güne dair düşüncemiz güzel bir kahvaltının ardından kamp keyfi yapıp gece için faaliyetin son kararını vermekti. Hep birlikte kahvaltımızı hazırladık. Çaylarımızı yudumlayıp bir iki lokma almıştık ki saat 10:00 da gelen kötü bir haberle yemeğimizi yarım bırakıp kalkmak zorunda kaldık. Aldığımız habere göre faaliyet için İstanbul'dan gelen gruptan bir arkadaşın düşüp ayağını kırmıştı.T elefon çekiminin izin verdiği ölçüde olayın TEKE PINARI mevkinde gerçekleştiğini öğrendik. Arkadaşım Arif (Arama-Kurtarmacı) Şahap Hocam (TDF Eğitmeni) ve ben (UMKE Gönüllüsü ve Sağlıkçı) olarak iş bize düşmüştü. Yapmamız gereken işimize yarayacak malzemeleri, ilk yardım çantamı alıp en kısa sürede yola koyulmaktı.

Bu tür travmalarda en doğru müdahale travma yerini iyi bir şekilde sabitlemektir. Bu elinizin altında; varsa ateller, sert uzun cisimler, yada iki tahta parçasıdır. Bizde kamp yerinde bulup kırdığımız iki tahta parçasını çantamıza atıp saat 10:15 da arabayla yola koyulduk. Bu arada yetkili makamlarla (Jandarma-112) görüşüp olayla ilgili bilgi akışını sağladık. Araçla önce ARPALIK mevkine ulaştık. Bundan sonra yola yaya devam etmemiz gerekiyordu. O anda ARPALIK mevkinde bulunan yük katırlarından birini boşaltıp yanımıza mat ve ipimizi aldıktan sonra katırla birlikte yürümeye başladık. Tempolu bir yürüyüşün ardından 45 dakika sonra saat 11:00 de yaralı arkadaşımızın yanına ulaştık. Ekip liderleri ve bir arkadaşı kendisiyle birlikte bizi bekliyorlardı. Önce kendimizi tanıtıp olayın nasıl olduğunu, kaçta olduğunu ve durumuyla ilgili bilgiyi aldıktan sonra gerekli muayenesini yaptım. Yaralının kapalı travması mevcuttu. Sağ alt bacak tibiada (ön kemik) ve ayak bileğinede şekil bozukluğu ve ciddi hassasiyeti vardı. Arif ve Şahap Hocamın yardımıyla yanımızda getirdiğimiz tahta parçaları ile bacağını sabitledik. Gerek sıcağın, gerek ağrısının, gerekse de olayın etkisiyle durumu kötü olan yaralı arkadaşımıza psikolojik destek sağlayıp rahatlamasını bekledik.

Bu arada Şahap ve Arif hocam yaralıyı taşımamız için ip ve matdan bir sedye hazırladılar. Biraz kendine gelen yaralıyı sedyeye sabitleyip hareket etmeye karar verdik. 

Yanlız önümüzde bir sıkıntı vardı. Patikaya kadar taşlık ve kayalık KAPI dediğimiz mevkiyi geçmemiz gerekiyordu. Ancak katır üzerinde; hele ki yaralı bir insanla bu geçişi yapması imkansızdı. Bizim yapmamız gereken KAPI'ya kadar yaralı arkadaşımızı taşıyıp geçişi sağladıktan sonra kalan yolu katır üzerinde devam etmekti. Bizde 5 kişi yaptığımız sedyeyi ve yaralı arkadaşımızı saat 12:30 da taşımaya başladık. Oldukça yorucu ve meşakkatli bir ilerlemenin ardından nihayet Kapı'yı geçip patikaya ulaşabildik.

Yaralı arkadaşımızı, onu en az yoracak ve  zarar verecek şekilde katıra bindirip sabitledik. 15 dakikada bir mola verip sıkıntısını hafifletmeye çalıştık. Kendisi için zorlu ve acılı bir yolculuğun ardından 14:00 sularında ARPALIK mevkine ulaştık. 

Arpalık'ta bizi 112 den görevli arkadaşlar ve grubun dağdaki yardımcısı Ramazan bekliyordu. Yaralı arkadaşımızı katırdan indirip Ramazan'ın arabasına bindirerek tekrar sabitledik. 112 deki arkadaşlara yaralının durumu ile ilgili bilgileri verip kamp yerine doğru hareket ettik.

Kamp yerinde bizi yaralının ekip arkadaşları ve bir kalabalık bekliyordu. Arkadaşlarını sağ salim görmenin rahatlığıyla ona moral vermeye çalıştılar. Bizler bu esnada yaralının ambulansa naklini sağladık. 112 deki arkadaşlar tekrar durumunu değerlendirip gerekli müdahalenin yapılması için hastaneye doğru yola çıktılar. 

Arif Hocam, Şahap Hocam ve ben bir kişiye yardım etmenin, sağ salim onu yetkili ellere teslim etmenin rahatlığıyla derin bir oh çektik. Üzerimizde huzurlu bir yorgunlukla önce karnımızı doyurmaya, sonra da dinlenmeye karar verdik. 

Günün sonunda bir kere daha anladım ki Doğayla savaşmak yerine ona saygı duymak, uyum sağlamak gerekir.

Biliyorum ki o bizden daha güçlü. İzin verirse parçası olup bütün güzelliğini yaşarız, ama yok red ederse kapının dışında kalırız. Bizlerde onun gücüne saygı duyup onunla 'Bir' olma yolunda ilerliyoruz. 

Bu hafta bizim payımıza zirve değil bir kişiyi kurtarma düştü.Bu gönül rahatlığıyla gerçekleştirmek istediğimiz faaliyeti erteleyip hafta sonumuzu eve dönerek sonlandırdık.
 

Not:Bu haftaki faaliyetimiz kurtarma olduğu için fotoğraf yayınlamayı uygun görmedim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.